Postmodern Jukebox ile 1920’lere yolculuk

Aranjör ve piyanist Scott Bradlee tarafından kurulan Postmodern Jukebox, çok yakında ‘Welcome to the 20s’ turnesi kapsamında ülkemizi ziyaret edecek.

Kısaca PMJ olarak da bilinen Postmodern Jukebox, günümüzde listelerde ses getirmiş eserleri, özellikle swing, ragtime ve caz gibi 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ‘vintage’ türlerle harmanlayıp yorumlayarak dinleyicileriyle yeniden paylaşmayı çok seviyor.

Bu vesileyle grubun ‘cover’ kavramına yaklaşımını ve konserlerinde izleyeceğimiz parçaları sizlere tanıtmak istedik…

İlk örneğimizde bir U2 klasiği olan I Still Haven’t Found What I’m Looking For’u ele alıyoruz.
U2’nun The Joshua Tree albümündeki parçaların çoğu gibi bu eser de Amerikan müziğinden köklerini almakta. Hatta parçanın kendisinde de ‘gospel’ türünün esintilerini görebilmek mümkün. Postmodern Jukebox yorumunda ise U2’nun parçanın içine sakladığı ‘gospel’ esintileri bambaşka bir boyuta taşınmış durumda.

Geçtiğimiz yazın büyük hit parçası Old Town Road, Lil Nas ve Billy Ray Cyrus’ı tekrar hatırlamamızı sağladı. Hatta parça ünlü bilgisayar oyunu Red Dead Redemption 2’de oyuncular tarafından video klip olarak hazırlanmıştı… Bütün yaz tüm country sevdalılarının ve türe uzakların bile dilinden düşmeyen bu parçaya Postmodern Jukebox bir cerrah hassasiyetiyle yaklaşıyor: Vokallere yetkili blues efsanesi Miche Braden, Old Town Road’u neredeyse olması gerektiği gibi bir his ve ciddiyetle icra ediyor, gönül tellerimizi titretiyor.

Sıradaki parça, ünlü rock grubu Aerosmith’in Armageddon filminde hepimizi ağlattığı parçası I Don’t Want To Miss A Thing… Steven Tyler’ın muhteşem vokal performansına Postmodern Jukebox çok yaratıcı bir yaklaşım getirmiş. 1920’lerin bol nefesli kullanan gruplarının tarzında tekrar yorumlanan eser bu haliyle de muazzam vokallere sahip, aynı zamanda da gayet eğlenceli bir hale gelmiş. Artık gözlerimizden sadece mutluluk gözyaşları gelebilir. Teşekkürler PMJ!

1976’da Europop fırtınası bütün Avrupa’da eserken, ABBA’dan gelen Dancing Queen herkesi dans pistine çıkartmış, tüm dünyaya diskonun kapılarını açmıştı. 15 Ağustos 1976’da piyasaya çıkmasıyla birlikte Avrupa ve Amerika listelerini hallaç pamuğuna çevirmiş bu eseri Postmodern Jukebox zekice ve çok eğlenceli bir biçimde tekrar yorumluyor. 1920’lerin basit fırça trampet, trompet ve piyano üçlemesiyle yanarlı dönerli bir hale gelen eseri dinlerken bambaşka duygulara yol alacak fakat yine de içiniz kıpır kıpır edecek.

1995 yılında Mariah Carey’in harika sesiyle hayatımıza giren Always Be My Baby adlı eserin yorumuna geldiğimizde yine Postmodern Jukebox imzasıyla karşılaşıyoruz. Nefeslilerin, kontrbasın ve piyanonun yarattığı atmosferle birlikte parça yeniden hayat buluyor. Vokalist Aubrey Logan, tüm zamanların efsanevi caz vokalisti Ella Fitzgerald’ın tarzıyla adeta ayaklarımızı yerden kesip bizi yüzyılın başına geri götürüp geliyor. Dinlerken kendinizi ritme eşlik ederken bulacaksınız.

Efsaneleşmiş pop parçaları söz konusuysa, tabii ki Madonna’nın adını anmamak ayıp olur. Karşınızda 1984 yılının en iyi albümlerinden Like a Virgin’den harika bir Madonna cover’ı… Parçanın videosunda Madonna, kendisini Marilyn Monroe ile özdeşleştirirken, Postmodern Jukebox eseri iyice 1920’lerin yüksek tempolu ragtime havalarına doğru çıkarıyor. Gunhild Carling’in vokaline banjo ve nefesliler  eklenince oturduğumuz yerden bir anda New Orleans’a gidip geliyoruz.

Gördüğünüz gibi parçalar, grubun kattığı yenilikçi dokunuş ve nostaljik yorum sayesinde yepyeni eserler haline geliyor. Hem izlemesi hem de dinlemesi çok zevkli bir şekilde takipçileriyle buluşuyor.

Postmodern Jukebox’ı, Welcome to the 20s’ turnesinde 27 Eylül’de İzmir’de, 28 Eylül’de Ankara’da ve 29 Eylül’de de İstanbul’da dinleyebilir, günümüz pop klasiklerine kattıkları yepyeni yorumlara tanık olabilir, keyif dolu bir konser deneyimi yaşayabilirsiniz.

Etkinliğin biletlerine BURADAN ulaşabilirsiniz.