Garou: Ses ve tutku bir arada

Garou olarak tanıdığımız, dünyaca ünlü ses 1972 doğumlu Pierre Garand, Kanada asıllı bir şarkıcı ve performans sanatçısı.

Yıldızının parladığı Notre-Dame’ın Kamburu müzikalinde oynadığı Quasimodo rolüyle tüm dünyanın ve sahnelerin dikkatini üzerine çekmişti. Yeteneği sayesinde müzikalin hem İngiltere hem de Fransa kastında yer almıştı.
Bu müzikalde seslendirdiği eserlerle uzun süre müzik listelerinde zirvede kaldı ve tüm dünyanın sevgisini kazandı.

Yeteneğini babasının desteğiyle 3 yaşında gitara başlamasıyla fark eden Garou, 1992 yılında girdiği askeri orkestrada beş yıl hizmet verdikten sonra, Luc Plamondon tarafından keşfedilip Nore-Dame’ın Kamburu müzikaline seçilir.  Bundan sonrası ise engellenemez bir yükseliş ve başarı hikayesi olur. Bu performansıyla Fransa’nın en gözde sanatçılarından biri haline gelir. Tabii ki hiçbir başarı özveri olmadan gerçekleşemez.

Garou başarısını, gençliğini ve çocukluğunu müziğin peşinde geçirmesine ve müziksiz tek bir anının olmamasına bağlamakta.

‘İçimdeki müzik sevgisi gerçekten başka hiçbir şeye duymadığım, beni her an heyecanlandıran, bana yaşama sevinci veren, beni her sabah yataktan kalkmaya iten inanılmaz bir heyecan’ olarak tanımladığı müzik tutkusu ise yaptığı her işte kendisini belli etmekte.

‘Duygusal yönümü ise benimle işlerini paylaşan, beni daha iyi bir müzisyen haline getiren, benimle birlikte çalışmayı tercih eden insanlara borçluyum’ diyor.

2001’de çıkarttığı ve Fransa listelerini alt üst eden ‘Seul’ (Yalnız) albümü Avrupa’da 2 milyon kopyanın üzerinde satış gerçekleştirir. Bu sırada ünü Fransa ve Avrupa’yı da aşıp memleketi Kanada’ya kadar varmıştır. Kanada’da Seul albümü üç kez platinum plak ödülünü kazanacak kadar büyük bir başarı elde eder.

Garou aynı zamanda, birlikte çalışmak için de tüm dünyanın peşinde koştuğu sevilen ve tercih edilen bir isim. Kendisi ise bu durumu müziğe olan sevgisine, tutkusuna ve birlikte çalıştığı insanlara olan hayranlığına bağlıyor.

‘Her zaman kendimden daha iyi bulduğum insanlarla çalışmayı tercih ediyorum, bu beni daha da ileri götürüyor’ diyerek, çalıştığı tüm sanatçılara olan saygısını da ifade ediyor.

Celine Dion’la birlikte gerçekleştirdiği ‘Sous le Vent’ Fransa’da bir numaraya gelen üçüncü eser olur. Artık tüm dünyanın tanıdığı ve izlemek istediği bir isimdir.

Celine Dion’la gerçekleştirdiği başarılı düetten birkaç yıl sonra bu sefer Michel Sardou ile ‘La Riviere de Notre Enfance’ı kaydeder. Bu parça da Fransa’da başarılı bir şekilde bir numara olarak uzun süre listelerde kalır.

Romantik, duygusal, nostaljik ve epik işlere imzasını atan Garou’nun sesinde geçmişten gelen tınılar, umut, tutku ve neşe gibi duyguları bulmak hiç de zor değil. Yaptığı işe olan sevgisi ve yorumundaki üst seviye performansı sayesinde gerek stüdyoda, gerekse sahnede sizi ilk hecesinden itibaren etkisi altına alan bir ses kendisi.

Garou’nun sesi ve yorumunu, sınırları ve dilleri aşan, insanı iyi hissettiren, mutlu kılan sıra dışı bir doğa olayına benzetirsek çok da yanılmış olmayız. Parçalarını dinlerken içinizde bir şeylerin harekete geçtiğini hissedeceksiniz.

Garou’nun düetlerinden bahsetmişken, henüz genç bir yetenek olan Marilou ile gerçekleştirdiği klasik ‘Tu es Comme Ça’yı anmamak olmaz.

Garou, klasik köklere sahip bir yorumcu olmasına rağmen, günümüzde pop müzikte de başarısını kanıtlamayı başarmış ender isimlerden biri olmasıyla dinleyenlerini her seferinde şaşırtmayı başarıyor.

First Day of My Life’ adlı parçada pop devleri Guy Chambers ve Enrique Iglesias’la birlikte çalışır. Garou’nun İngilizce’yi de ana dili kadar akıcı kullanabilmesi kendisini çok uluslu bir şarkıcı haline getiriyor.

Aynı parça 2006’da Melanie C’ye de tüm Avrupa’da büyük başarı getirir.

Gördüğünüz gibi birlikte çalıştığı kim varsa, onlara ayrıca değer katan, dokunduğu her işi parlatan bir yetenek kendisi.

Ülkemizde de çok geniş bir hayran kitlesine sahip, tutku dolu Kanadalı şarkıcı ve oyuncu Garou, kariyerinin 20. yılını kutladığı turnesi ‘Garou – 20 years’ kapsamında, geçtiğimiz yıl ilk kez İstanbul’da unutulmaz bir konsere imza atmıştı.

Bu konserin ardından yoğun talep üzerine 29 Şubat 2020’de Piu Entertainment organizasyonuyla ülkemize bir kez daha gelecek sanatçı, Volkswagen Arena’da sizleri müzikal bir yolculuğa çıkaracak.

Şimdiden iyi eğlenceler.